Siyaset ve bürokrasideki isimlere not: Devlet, şömiz ciltli, şirazeli bir kitaptır

Balkan Harbi, tarihimizin sayfalarındaki namus lekelerindendir. Ve bu leke ancak Çanakkale’de temizlenebilmiştir. İşkodra Muharebesinde, İşkodra Valisi ve Kolordu Komutanı Hasan Rıza Paşa, cesareti ve karakteriyle mümtaz bir askerdir. Kaleyi kuşatan kalabalık Sırp ve Karadağ birliklerinin lojistik üstünlüklerine rağmen, moralini üst seviyede tutarak ve göstererek emrindekilere güven telkin etmiş, inandırmıştır. Onu en fazla meşgul eden ve zora düşüren, içerideki “fesat ve ihanet mihrakları” olmuştur. Bu mihraklardan birisi de Esat Toptani’dir. Gözü dönmüş ve hırstan başka bir şey görmeyen bu adama “paşalık” rütbesi de verilerek Tiran’dan İçkodra’ya gönderilmiştir.

Esat Toptani, Rumeli’deki vatan topraklarını kaybetmek pahasına bir an önce harbin bitmesini istemekteydi. Onun için önemli olan tek şey, “ferik”liğe -bugünkü karşılığı orgeneral- yükseltmek ve Ayan azası -senatör- olmaktır. Önündeki en büyük engel, Hasan Rıza Paşa’nın İşkodra’daki direnişidir. Oysa kendisi, Sırplarla da Karadağlılarla da anlaşarak kaleyi teslim edip gidebilirdi. Hasan Rıza Paşa ise son kurşunu bitince “huruç harekatıyla” kuşatmayı yarmak fikrindedir. Başarılı olması halinde devlete şan kazandıracak bu harekattan, Esat Toptani’nin kazanacağı hiçbir şahsi yarar yoktur. O halde, Hasan Rıza Paşa’nın ortadan kaldırılması lazımdır. 

Esat Toptani, fazla beklemez ve çok karanlık bir gecede, toplantıdan çıkıp evine gitmekte olan Hasan Rıza Paşa’yı üç adamına vurdurur. Silah sesine koşanlar, Hasan Rıza Paşa’yı yaralı görürler ve hemen evine taşırlar. Paşa, kendisine suikast düzenleteni ve düzenleyenleri çok iyi bilmesine rağmen, kaledeki kuvvetler arasında  kargaşalık ve ikililik çıkmaması için, kimseye bir şey söylemez ve hiç renk vermez. Bu sırada Esat Toptani de eve gelmiştir. Biraz sonra dışarı çıkınca orada bulunanalarla arasında şiddetli münakaşa başlar. Sesleri duyan Hasan Rıza Paşa, “Herkes, görevinin başına dönsün. Önemli olan ben değil, savunduğumuz İçkodra kalesidir.” der ve gürültüyü kestirir. 

Orduda kargaşa ve ikililiğin çıkmamasını önemseyen asil karakter sahibi, vatanperver Hasan Rıza Paşa, bir ara odasındakilerin de dışarı çıkmasını ister. Yanında, Kolordu Kurmay Başkan Vekili ile Kale Kurmay Başkanı kalır sadece. Kale Kurmay Başkanı’ndan Yasin-i Şerif okumasını istirham eder. Dileğini yerine getiren Subay, Yasin-i Şerif’i bitirmek üzereyken, Hasan Rıza Paşa ebedi aleme göç eder. 

Esat Toptani’nin bundan sonra neler yaptığını, ne olduğunu tarih sayfalarından okuyabilirsiniz. 

Hasan Rıza Paşa, tarihi Türk devlet anlayışının mübarek örneklerinden sadece birisidir. Bizim için “devlet”; inancımıza dayanan, onunla eş görülen ve bundan dolayı da uğruna şehit olunan kutsak varlıktır. Devlet, bu topraklarda yaşayan ve kederde, sevinçte, tasada birleşenlerindir. Devlet, şömiz ciltli, şirazeli bir kitaptır. Şiraze, kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerittir. Devlet kitabının şirazesi de millettir. “Şirazesi dağılmak” deyiminin ne demek olduğunu fazla sözle anlatmaya hiç gerek olmadığı kanaatindeyiz. Her şey açık ve göz önünde değil mi? 

Devletin makamlarında bulunanlar ve oradan ayrılanlar, sorumluluklarını hiçbir zaman unutamazlar. Devletin başına gaileler açıp, sonra şark kurnazlığıyla geriye çekilenler kendilerinin unuttuğunu devletin de unuttuğu açmazına inanmanın vurdumduymazlığıyla ahkam kesmeye devam ederler. Kerameti kendinden menkul şeyhler misali söyledikleri ciddiye alınıp da bir şey zannedilenlerin, kaybettiklerini ele geçirmek için “çağdaş kale kuşatıcılarıyla” örtülü beraberlikleri “devekuşu halayı” çekmektir. Milletin teveccühüyle getirildikleri makamın sarhoşluğuyla, Devletin şirazesini koparmak için bu vatan topraklarına aidiyetlerini kaybeden ve alenen bunu söylemekten çekinmeyen günümüz “Esat Toptanileriyle” halay çekmek de bir diğer somut örnektir. 

Devlet, bilgiye hürmet ve takdirle sürekliliğini korur. Fatih Sultan Mehmet’i “han” yapan yönetim kadrosundaki “dişli bilim kadrosu”dur. Molla Akşemseddin, bir velidir. O, aynı zamanda ilim adamıdır. Dünyanın işlerini, dünyanın maddi malzemesiyle götürdü. Çünkü Hz. Peygamber’in Bedr’de, Uhud’da uyguladığı buydu. Akıl ve strateji. Onu da hayata geçiren “mümin”lerdir. Müslüman sıfatı taşıyan “münafıklar” değil. Ahlakını kaybetmemiş idare kadroları, uzun asırların saklı kahramanlarıdır. Hasan Rıza Paşa, bu kadronun unutulanı değil, devleti bilenlerin önünde yaşayan bir kahramandır. 

Devletin zaafa uğratılmasının nelere mal olduğu, tarihin hafızasında saklıdır. Kaybolmaz. 21. yüzyıl, bu coğrafyada çok çetin geçecektir. Yapılması gereken şudur: Milli ve manevi değerlerimizin yani ahlakımızın örtülü operasyonlarla çökertilmesine bütün güçle karşı koymak, “devlete” saygıyı ve itaati aşındırmamak, güçlü tutmaktır. Bunun tabii neticesi “milli birlik ve beraberliğin” şahsi değil, toplumsal olduğunun bütün vatandaşlarca kabulüdür. 

Ömer ADIYAMAN
@omradymn

%d bloggers like this: