İsrail’de sandıktan yine çözümsüzlük çıktı

Nisan 2019’da yapılan İsrail genel seçimlerinin Eylül’de yenileneceği açıklandığından beri gözler Netanyahu’nun eski savunma bakanı Avigdor Liberman’ın üzerindeydi. Zira 17 Eylül Salı günü yenilenen seçimler, Liberman’ın 2018 Kasım’ından beri Binyamin Netanyahu’yu yıpratmak için attığı adımların son merhalesi oldu. [1] Resmî sonuçların açıklanması biraz zaman alacak olsa da, seçmenlerle sandıklardan çıkar çıkmaz yapılan sandık çıkış anketleriyle oluşan tablonun kaybedeni Netanyahu, kazananı da beklendiği üzere Avigdor Liberman olarak görülüyor. Fakat kazanan tek başına Liberman değil. Mevcut tabloda, Netanyahu tarafından sürekli solculuk ve Araplara yakın olmakla suçlanan ama aslında her daim sağ seçmene göz kırpmaktan da geri kalmayan Mavi Beyaz (Kahol Lavan) ittifakının Netanyahu’nun partisini geçtiği görülüyor. Sürpriz olansa Arap siyasetçilerin oluşturduğu Birleşik Liste’nin İsrail meclisi Knesset’teki üçüncü en güçlü parti konumuna yükselmiş olması. Sabaha karşı gelen verilere göre, sandık çıkış anketlerinin ortalaması alındığında, 120 sandalyeli Knesset’te Mavi Beyaz’ın 32, Netanyahu’nun partisi Likud’un 31, Arap milletvekillerinin oluşturduğu Birleşik Liste’nin de 13 sandalye kazandığı görülüyor. Mevcut durumda, Netanyahu’nun kurmak istediği sağ koalisyon için sağ bloktan 6 sandalyeye daha ihtiyacı var; fakat bunu almasına imkânsız gözüyle bakılıyor.

İsrail’in en uzun dönem başbakanlık yapan siyasetçisi Binyamin Netanyahu köşeye sıkışmış durumda. Netanyahu’yu bu durumdan kurtarabilecek kişilerden biri de, onu 2018 Kasım’ında erken seçim sürecini başlatarak zorda bırakan Avigdor Liberman. Liberman’ın Netanyahu’ya yardım edip etmeyeceği ise epeyce düşündüren bir soru. 

Sandık anketlerinin açıklanmasından kısa süre sonra yaptığı konuşmada, Avigdor Liberman’ın temel vurgusu “birlik hükümeti” üzerineydi; yani (Netanyahu’nun biraz daha solunda durduğu için solcu olarak nitelenen) Mavi Beyaz, kendi partisi Yisrael Beyteynu ve Netanyahu’nun partisi Likud’un koalisyon yaparak hükümeti kurabileceğini söyledi. Her ne kadar dindar partilerin koalisyon dışında tutulması Liberman için ciddi bir başarı olabilecekse de böyle bir koalisyonun sürdürülebilirliğine dair ciddi soru işaretleri var. Özellikle de Netanyahu’nun yolsuzluktan yargılanma ihtimalinin her an daha da arttığı bir dönemde Benny Gantz’ın Netanyahu’yla koalisyon kurması, Mavi Beyaz’ın seçmen kitlesinde ciddi bir tepkiye yol açabilir. Diğer yandan Netanyahu seçim kampanyası boyunca kendi seçmeninin “solcu Mavi Beyaz’a” karşı durması gerektiğini, Gantz’ın “ülkeyi Araplara ve İran’a karşı koruyamayacağını” her fırsatta söyleyerek güvenlikçi söylemini popülizmle harmanladı. Bu tarz katı söylemlerin sonucunda da siyasi manevra alanı oldukça daraldı. Konuşma yapmak üzere geldiği Tel Aviv’deki seçim merkezinde “birlik hükümetine hayır” sloganlarıyla karşılanması bu katı söylemlerin bir sonucu. Üstelik hemen her genel seçim öncesinde bu tarz söylemlere başvuran Netanyahu her defasında bunlardan oy devşirdiyse de, bu defa ihtiyaç duyduğu kadar işe yaramadıkları ortada. Netanyahu geç saatlerde yaptığı konuşmasında, “birlik hükümetine hayır” şeklinde sloganlar atan destekçilerine seslenirken “Arapların desteklemediği Siyonist bir hükümetin gerekliliğine” vurgu yapıp “sağ bir hükümetin” sözünü etmeyerek birlik hükümetine göz kırpmış oldu. Gantz da konuşmasının satır aralarında birlik hükümetine karşı olmadığını belirtti.

Birlik hükümetinin sürdürülebilirliğine dair kuşkular, hükümetin başka bir şekilde kurulacağı anlamına da gelmiyor. Zira koalisyonun Netanyahu’yla kurulmaması, Mavi Beyaz’ın Arap siyasetçilerden destek almasını gerektirecektir. Arap siyasetçilerin cüzzamlı muamelesi gördüğü ırkçı bir zeminde, Birleşik Liste’deki vekillerin desteği alınarak Netanyahu’nun siyaset dışı bırakılması da İsrail seçmeninin ezici çoğunluğunun görmek istemeyeceği bir şey. Gantz gibi (parti ortakları arasında pragmatik yönüyle öne çıkan) bir siyasetçinin de bu riski almayacağı öngörülebilir. Dolayısıyla birlik hükümeti şu durumda kaçınılmaz görünüyor ve liderler de buna kapılarını kapatmıyor. 

Avigdor Liberman’ın 2018 Kasım’ından bu yana sürdürdüğü revizyonist tutum aslında bir nevi siyasi sermayesini büyütme arayışı olarak görülebilir. Netanyahu’nun hem milliyetçi seküler kesimlere hem de onların gittikçe büyüyen tepkisine hedef olan ultra Ortodoks Yahudilere (Harediler) dönük ikili siyasetine karşı, Liberman açıkça seküler kesimin söylemini yüksek sesle dile getirdi ve Haredilerin zorunlu askerliğine dair yasayı geçirmediği sürece Netanyahu’yla koalisyona girmeyeceğini söyledi. 2019 içerisinde seçimlerin tekrarlanmasının temelinde de Liberman’ın bu konudaki tavizsiz tutumu vardı. Dolayısıyla Liberman (ciddi bir kısmı kendisi gibi Sovyetler Birliği’nden göç etmiş Rus Yahudilerinden oluşan) milliyetçi-seküler kesimin oylarına yatırım yaparak kazanmış oldu. Fakat Liberman’ın tabanını konsolide etmesi, daha iyi bir bakanlık alacağı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla koalisyona giren Liberman eğer istediği gibi bir koltuk elde edemezse, revizyonist tavrını devam ettirerek, önümüzdeki dönemde yeni bir erken seçimi tetikleyebilir. Diğer yandan, eğer dindar partiler koalisyon dışında kalabilirse, bu da Liberman’ın başarı hanesine yazılarak siyasi sermayesini artıracak bir duruma dönüşebilir. 

Avigdor Liberman konuşmasında iki büyük partinin, kendi partisi Yisrael Beyteynu’yu dışarıda bırakacak şekilde bir araya gelmesinin çok da sorun olmayacağına yer verdi. Bu söylemin gerçekçi bir yorumuna dayanarak, Liberman’ın böyle bir birlik hükümetine çok da uzun ömür biçmediği söylenebilir. Diğer yandan Liberman’ın seçim sonrasındaki değişmez tutumunu, hiçbir hükümet senaryosunun uzun sürmeyeceği şeklinde yorumlamak da mümkün. Zira hem Netanyahu hem de Gantz birlik hükümeti kurmayı düşünerek, seçim öncesindeki söylemleriyle ters düşen bir yola girse de, Liberman bunu tercih etmeyerek Haredi partilere karşı tutumunu korudu ve kendisinin dahil olmayabileceği bir birlik hükümetine onay verebileceğini söyledi.

Herkesin aklına getirdiği ama kimsenin söylemeye kolay kolay cesaret edemediği bir senaryo da bir kez daha seçime gidilmesi. Seçimlerden önce dahi Batı medyasında yer bulan bu ihtimal, şu anda İsrailli siyasetçilerin güvenle reddedebileceği bir ihtimal değil. Netanyahu (önümüzdeki aylarda hızlanacak adli süreçten ötürü kendisine güçlü bir pozisyon edinmek için tavizsiz bir tutum takınmasıyla) “kaybetmesine rağmen daha azına razı olmayan bir siyasetçi” imajına bürünebilir. Böyle bir ihtimal ise koalisyon sürecinde havanın daha da sertleşmesine sebep olacaktır. Diğer yandan, benzer sebeplerle, parti içerisinden gelişecek bir hareketlilikle Netanyahu’nun başkanlık koltuğundan olma ihtimali de siyasi kulislerde dile getiriliyor. Hatta Avigdor Liberman seçimden önce verdiği bir röportajda, Likud’da bir değişimin gerekli olduğuna işaret etmiş ve alternatif isimler de sıralamıştı. Kimi uzmanlara göre de Netanyahu’nun Likud’un başkanlığından çekilmesi karşılığında yargılanmasında kolaylık sağlanması, Liberman’ın elinde bulundurduğu kozlardan biri.

Sandık çıkış anketlerine göre şekillenen durum göz önünde bulundurulduğunda, bu tarz bir dağılımla istikrarlı bir hükümetin devam ettirilmesi pek mümkün görünmüyor. Bir yandan yolsuzlukla yargılanarak siyasi hayatına ciddi bir darbe alması muhtemel Netanyahu’nun çıkış arayışları, diğer yandan Liberman’ın dindar partileri dışlayarak kendi alanını genişletme çabası, İsrail sağının bir süre daha sürdürülebilir bir hükümete katkıda bulunamayacağını gösteriyor.

Özgür Dikmen  

[İsrail siyaseti ve dış politikası alanlarında çalışan Özgür Dikmen akademik çalışmalarına İbn Haldun Üniversitesi’nde devam etmektedir] 

%d bloggers like this: