Tarih devletlerin hafızasıdır: Ekonomi yöneticileri Kutb mu, mehdi mi, sahte peygamber mi?

Bir ülkeye yönelebilecek en önemli tehditlerden biri ekonomik darbe ve casusluk faaliyeti olduğunu yıllardır analizlerimizde işledik. Ülkenin ekonomisine darbe vurma çabalarının, casusluk ve ihanete kadar varan boyutlarını deşifre ettik, anlatmaya çalıştık. Ekonomi alanında bazı kliklerin amacı, hareket tarzı, örgütlenme stratejisi üzerine ileride muhtemelen daha kapsamlı çalışmalar yapılacak ve bugünün sıcak siyasi tartışmalarının dışında, bazı figürlerin kimliği, o figürlere dair algılar ve oynadıkları rol daha geniş bir perspektifle incelenecek. Ekonomi yönetiminde bazı isimlere dair analizlerin bugünün şartlarına odaklanarak kurduğu/kurmaya çalıştığı yapının oynadığı role odaklanması anlaşılabilir bir durum. Bununla birlikte, bu kliğin/yapının bu topraklarda yüzyıllarca türlü örnekleri görülmüş yapı ve hareketlerle birlikte değerlendirilmesi daha doğru sonuçlar üretebilir.

Anadolu isyan hareketleri ve yıkıcı faaliyetler incelendiğinde mesiyanik diye ifade edilebilecek “kurtarıcı” odaklı hareketlerin çokluğu dikkat çeker. Bu hareketlerin birçoğu benzer bir dönüşüm çizgisine de sahiptir : Önce dini görünümlü bir yapının/kliğin ve/ya o kliğin liderinin dönemin en önemli ve kutsal figürü olduğu iddiası yayılır. Artık “kutb” belli olmuştur. Ancak ekonomi alanındaki klikleri harekete geçirmek, meşruiyeti artırmak ve bağlılığı iyice perçinlemek için “dar daireden başlanarak” bu kliğin başındaki ismin aslında ‘Ekonomi’nin Mehdi’si olduğu görüşü yayılır. 

Ekonomi’nin Mehdi’si olan bu ismin bir süre kendisini tanıyamayacağı, kendisini ve kutsal görevlerinin farkında olduktan sonra bile bir süre bunu ifşa edemeyeceği, hatta görev alması istendiğinde bir ara bundan çekineceği yönündeki rivayet ve inanışlar da arada geçen bu dönemi izah ve bu bilginin yayılma tarzını da meşrulaştırmak için kullanılır.

Konuyu daha da açalım: Anadolu topraklarında Kutb diye yola çıkıp Mehdi’ye dönüşenlerin büyük bir kısmının sonunda sahte peygamberliğe kadar vardıkları bilinen bir gerçek. Sahte peygamberlerin bir kısmın alenen peygamberlik iddiasında bulundukları bilindiği gibi bir kısmı da dini kural ve kavramlarda değişiklik yaparak bunu zımnen ortaya koymuşlardı.

Bunların temel vasıfları dini karakterli görünüp siyasal amaçlar gütmeleriydi. Örneğin Baba İlyas takipçilerine şöyle sesleniyordu : “Sultan kötü bir yaşantı takip etmekte ve fısk u fücur işlemekte, zulüm yapmaktadır. Filan gün filan ayda dostlarımız atlansınlar ve harekete geçmeye hazır olsunlar. Her kim bizim adımızı işitirse, müfsidleri ortadan kaldırıp halkın halini ıslah hususunda bize uy­sun. Onları ele geçirdiğimiz ganimetlere ortak yapacağız. Kim bu davetimize karşı koyarsa, onu öldürmekte tereddüt göstermeyin!”

Osmanlı tarihindeki mehdîlik ideolojisine bağlı (mesiyanik) isyan ve ihanetlerin bir örneği olan bu vakada, Baba İlyas uygun zamanın geldiğine inanınca “Dayanamıyorum, Mehdi olduğumu kabul ediyorum” tarzı bir çıkışla taraftarlarını birer haşhaşi saldırgana dönüştürmüştü.

Bu ve benzeri olaylar incelendiğinde ekonomi alanındaki ‘Mehdi’lerin ihanetlerinin de kodları çözülmüş olacaktır.

Ekonomi alanında dar dairede örgütlenen bu kliklerin kişisel seyrine bakıldığında, Osmanlı dönemi isyanlarıyla büyük benzerlikler bulmak da mümkün. Kısaca özetlemeye çalışalım: Kendilerini ekonominin Mehdi’si ilan eden kişilerin etrafında menkıbelerle örülü bir hayat ve olağanüstü özelliklere sahip kişilik imajı oluşturma çabaları erken dönemden itibaren başlamıştır. Başlangıçta “Onlar da değerli insanlardır” diye çıkılan yolda “Kliğin başındaki isim en değerlidir” noktasına hızla varılmıştır. Hatta bu konuda yapılan tevillerin sadece dar daire dışındakiler için yapıldığı, klikte yer alan çekirdek kadronun ise buna iman ettiği bilinmektedir.

Ekonomik güvenlik kavramı ülkeler için askeri güvenlik kadar önemlidir. Stratejik ürün ve sektörlerden dönemsel kriz saldırılarına değin çok geniş bir alanda kapsamlı bir strateji gerektirir.  Bir ülkenin üretim ve finansal kesimlerini etkilemek, ekonomik verilerine sahip olmak, birey ve firma bazında iktisadi hareketleri/varlıkları takip etmek, ekonomik dengeyi bozacak kırılganlıklar oluşturmak, var olan riskleri şiddetlendirmek, algı yönetmek ve kriz tetiklemek aşamaları o ülkeye yapılacak büyük bir saldırının da parçalarıdır. Ekonominin yönetimine dair strateji eksikliğine bir de kurumsal yetersizlikler eklenirse o ülke saldırıya açık hale gelir. Buna, ihanet ve kumpaslar da eklendiğinde bir süreç başlamış demektir.

Tarihin yadsınamaz bir gerçeği, siyasetin günübirlik baş döndürücü koşuşturmaları arasında hiç akla gelmez. Devletler, sosyo ekonomik gücü yönettikleri sürece dayanıklıdırlar.  Zaten onu diğer devletler arasında söz sahibi yapan da elindeki gücü bilmesi ve iyi yönetmesi ile doğrudan ilgilidir. Yaşadığımız Anadolu coğrafyasının gerçeği de budur. Arkeoloji müzelerinde kırıntıları sergilenen, bu coğrafyada hüküm süren devletlerin bekalarının sosyoekonomik  gücü kaybetmeleriyle sona erdiğini biliyoruz. Çevreden gelen baskıları karşılayacak güçten düşünce, beklenen son da kaçınılmaz olmuş. Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşunun 100. yılına girmişken, geçen sürede yaşanan sarsıntıları da göz önüne getirdiğinizde manzaranın temel nedenini görmeme imkanı yok.

Tarihten bir kesit ile analizimizi sonlandıralım: Koçi Bey, Osmanlı Devleti’nin düştüğü bunalımdan kurtuluş çarelerini 17. yüzyılda padişahlara arz ettiği ünlü Koçi Bey notlarında “İslam ülkelerinde çıkan fitne ve fesadın sebebinin ne olduğu, bu yüzden ne kadar memleketlerin elden gittiği”ni beyan ederken şunları söylüyor: “Velhasıl Osmanlı saltanatının şevket ve kudreti asker ile, askerinin ayakta durması hazine iledir. Hazinenin geliri reaya iledir. Reayanın ayakta durması adalet iledir. Şimdi alem harap, reaya perişan, hazine noksan üzre…Kılıç erbabı bu halde… Bir taraftan İslam memleketleri elden gitmekte, yine tedbiri görülmez, ilacı sorulmaz. Çeşitli sefahat eksilmez. Bu gaflet ne gaflettir. Allah’a hamd olsun saadetlü padişahımız hazretleri, yeryüzü hükümdarlarının en üstünü ola… Mekke ve Medine padişahı ola… Din ve devlet düşmanlarının bunca memleketler alması ve reaya fukarasının zulüm ve sitem ile ayaklar altında kalması asla layık değildir. Bunun tedbiri ve ilacı görülmek padişah hazretlerine farz-ı aynı ve ayn-ı farzı olmuştur.

Sonuç olarak, hazine olmazsa devletin devlet olması da söz konusu değil. Not düşelim dedik. 

Ömer ADIYAMAN
@omradymn

%d bloggers like this: