Ekonomi bürokrasisine not: DEVLET’in kudreti asker ile, Asker’in kudreti hazine iledir

Bir ülkeye yönelebilecek en önemli tehditlerden biri ekonomik darbe ve casusluk faaliyetidir. Yaklaşık iki yıldır analizlerimizde, ülkenin ekonomisine darbe vurma çabalarının, casusluk ve ihanete kadar varan boyutlarını deşifre ettik, anlatmaya çalıştık.

Ekonomik güvenlik kavramı ülkeler için askeri güvenlik kadar önemlidir. Stratejik ürün ve sektörlerden dönemsel kriz saldırılarına değin çok geniş bir alanda kapsamlı bir strateji gerektirir. Bir ülkenin üretim ve finansal kesimlerini etkilemek, ekonomik verilerine sahip olmak, birey ve firma bazında iktisadi hareketleri/varlıkları takip etmek, ekonomik dengeyi bozacak kırılganlıklar oluşturmak, var olan riskleri şiddetlendirmek, algı yönetmek ve kriz tetiklemek aşamaları o ülkeye yapılacak büyük bir saldırının da parçalarıdır. Ekonominin yönetimine dair strateji eksikliğine bir de kurumsal yetersizlikler eklenirse o ülke saldırıya açık hale gelir. Buna, ihanet ve kumpaslar da eklendiğinde bir süreç başlamış demektir.

17-25 Aralık darbe girişimlerinin ekonomik güvenlik açısından da bu şekilde okunması gerektiğini defalarca not düştük. Küresel 17-25 darbe girişiminin yolda olduğunu aylar önce yazdık, ekonomi bürokrasisindeki FETÖ iltisaklarına dikkat çektik. 

Tarihin yadsınamaz bir gerçeği, siyasetin günübirlik baş döndürücü koşuşturmaları arasında hiç akla gelmez. Devletler, sosyo ekonomik gücü yönettikleri sürece dayanıklıdırlar. Zaten onu diğer devletler arasında söz sahibi yapan da elindeki gücü bilmesi ve iyi yönetmesi ile doğrudan ilgilidir. Yaşadığımız Anadolu coğrafyasının gerçeği de budur. Arkeoloji müzelerinde kırıntıları sergilenen, bu coğrafyada hüküm süren devletlerin bekalarının sosyoekonomik  gücü kaybetmeleriyle sona erdiğini biliyoruz. Çevreden gelen baskıları karşılayacak güçten düşünce, beklenen son da kaçınılmaz olmuş.

Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşunun 100. yılına yaklaşırken, geçen sürede yaşanan sarsıntıları da göz önüne getirdiğinizde manzaranın temel nedenini görmeme imkanı yok. Francis Fukuyama, “Tarihin sonu”nu getirirken oluşturduğu hezeyan dalgası, aradan fazla zaman geçmemesine rağmen bugün ne haldedir? Ekonomik zaferler, hakimiyet mi sağladı, yoksa kaosun dipsiz kuyularında devletleri boğdu mu? Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar bunu ne kadar açık göstermekte. Türkiye’ye yönelik ekonomik harbin gönüllü mankurtlarının – bizim önceden beri bilip uyardığımız – bugün ortaya saçılan faaliyetlerinin temelinde “sosyoekonomik gücü” ele geçirmek olduğu apaçık görülmüştür. Gerek sosyal, gerekse ekonomik alanda mikrodan makroya uzanan düzeyde her türlü ahlak dışı manipülasyonları arsızca “para-güç” için yaptıklarını, dillerine pelesenk ettikleri kutsal değerlerimizle ne denli sosyal tahribat yaptıklarını yarınlarda fazlasıyla göreceğiz.

Örneklerle ilerleyelim: Herhangi bir şahıs olarak değil; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi başdanışmanı olarak konuşan Yiğit Bulut’tan yola çıkalım: Bu isim her kur hareketinde ortaya atlayıp “şurayı aşmaz, burdan döner, şurada durur” gibisinden tehlikeli laflar etti yıllarca.

Önce panik ataklarla gündeme gelme çabası ile yıllarca ekranlara çıkarıldı, köşe yazıları yazdırıldı.  Kur teorisi konusundan bihaber anlattıkça anlattı. Herkes şaşkın ve mütevazi iken Bulut’un bu tarzı çocukça ve komik kaçtı. Bir diğer isim Bülent Gedikli. Bu isim de panik ataklarla gündeme gelme çabası ile ekranlarda özellikle son zamanlarda Cumhurbaşkanı Başdanışmanı titri ile  – ki Cumhurbaşkanlığı kaynakları başdanışman olduğu bilgisini yalanlıyor – Bulut’un yolunu izlemeye başladı. Özellikle kur konusunda dünyada nelerin konuşulduğuna, ne tarz çalışmalar yapıldığına bakmayan bu isimler sürekli üst perdeden atmaya devam etti. Bir makale bile okuyabilecek derecede ingilizce bilmeyen bu isimlere Jan Priewe’in kim olduğunu sorma ihtiyacı bile duymuyoruz.  Danışmanlar konusu yazı dizisi olacak kadar uzun. Bu konu başka bir analiz konusu.

Gelelim ekonominin patronu Mehmet Şimşek’e: Küresel 17-25 darbe planı işlerken ekonominin patronunun bu süreçteki performansı oldukça düşük. Hazine, BDDK, SPK gibi kendisine bağlı kurumların durumu içler acısı. Şimşek’in bu kurumlara elini bile sürmediği, hiçbir iyileşme adımı atmadığı ortada. Ekonomik savaşta bile Şimşek “piyasa dili” konuşup analist gibi takılmayı tercih eden bir isim. Başarısızlığı ortada. Bazı lobilerin hoşuna gidecek söylemlerin ötesine geçemiyor. Ekonomi bürokrasisine girmiyoruz. Zira yıllarca deşifre ettiğimiz FETÖ ile ilintili-iltisaklı isimler halı hazırda kamu bankalarında, üst düzey görevlerde yerini koruyor. 

Devletin hazinesinin başında olan isme gelelim: Osman Çelik. Bu ismin BTİK kayıtları açıldığında birinci dereceden FETÖ iltisaklı isimler sayfalarca analiz konusu olur. Bu bağlamda “Tarih devletlerin hafızasıdır” söyleminden yola çıkarak tarihten bir kesit ile “hazine”yi de sorgulayalım:

Koçi Bey, Osmanlı Devleti’nin düştüğü bunalımdan kurtuluş çarelerini 17. yüzyılda padişahlara arz ettiği ünlü Koçi Bey notlarında “İslam ülkelerinde çıkan fitne ve fesadın sebebinin ne olduğu, bu yüzden ne kadar memleketlerin elden gittiği”ni beyan ederken şunları söylüyor: “Velhasıl Osmanlı saltanatının şevket ve kudreti asker ile, askerinin ayakta durması hazine iledir. Hazinenin geliri reaya iledir. Reayanın ayakta durması adalet iledir. Şimdi alem harap, reaya perişan, hazine noksan üzre…Kılıç erbabı bu halde… Bir taraftan İslam memleketleri elden gitmekte, yine tedbiri görülmez, ilacı sorulmaz. Çeşitli sefahat eksilmez. Bu gaflet ne gaflettir. Allah’a hamd olsun saadetlü padişahımız hazretleri, yeryüzü hükümdarlarının en üstünü ola… Mekke ve Medine padişahı ola… Din ve devlet düşmanlarının bunca memleketler alması ve reaya fukarasının zulüm ve sitem ile ayaklar altında kalması asla layık değildir. Bunun tedbiri ve ilacı görülmek padişah hazretlerine farz-ı aynı ve ayn-ı farzı olmuştur.”

Sonuç olarak, hazine olmazsa devletin devlet olması da söz konusu değil. Peki hazine emin ellerde mi?

Ömer ADIYAMAN / ANALİZ HATTI
@omradymn

%d bloggers like this: