Diyanet bürokrasisinin FETÖ karnesi: Gerçekleşen sosyo-psikolojik operasyonlar!

FETÖ ile etkin mücadelede Diyanet’in sessizliği hiç konuşulmadı. Kimse de sorgulamadı. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı bu örgüt ile mücadelede toplum algısını yöneten etkin kurumlardan biri olmalıydı. Diyanet’de örgütün bir üssü olduğu için bunu medyada sorgulayacak bir akıl da çıkmadı. Örgüt ile mücadele kapsamında; İbadethanelerde okunan ‘Cuma Hutbe’lerinde bu örgütün kirli yüzü, örgütün vatana ihanet planları, dini hassasiyetlerle uyutulan vatandaşlara anlatılması gerekiyordu. Diyanet bunu yapmak yerine bu örgüte el altından hazırladığı algı hutbeleri ile güçlendirdi. Bu güçlendirme operasyonunu ise ibadethanelerde yaptı.  Bu operasyonu gerçekleştirenler ise  ibadethanelerde istihdam edilen bir çok din görevlisi bu örgütün usulsüz olarak diyanete yerleştirdiği ve örgütün algı operasyonu kapsamında kullandığı kişiler. Bazı güvenli kaynakların hazırladığı raporlar, bu kişilerin sayısı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tepesi başta olmak üzere alt kademede bihayli fazla.

Peki Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapmalıydı? Kısaca anlatmaya çalışalım: Diyanet İşleri Başkanlığı bu örgüt ile etkin mücadele kapsamında toplumda dini hassasiyetlerle uyutulan vatandaşları bilgilendirip bilinçlendirmeliydi. Bu bilinçlendirmeyi ise akil insanlar heyeti şeklinde bir heyet kurup il ve ilçe bazında sempozyumlar, konferanslar ve hatta hutbelerde işlemeliydi. İbadethaneleri teftişten geçirmeli, örgüt ile bağlantısı bulunan din görevlileri uzaklaştırılmalıydı. Kısmen yapılmış olsa bile tamamen temizlendiği söylenemez.

Gelelim olayın günümüzdeki analizine. Yani sosyo-psikolojik boyutuna: Düşman devletlerin operasyon yaptıkları toplumlara yönelik sosyo-psikolojik hareket enstrümanlarının en önemlilerinden biri de şuuraltındaki aidiyet duygusunu örseleyerek “vatan-vatandaş” hissi bağını kırmaktır. İnsanın yaşadığı topraklara yabancılaşması, bilinçsiz şekilde vatanını terk etme duygusunu dile getirmesi, neden gideceğine dair tamamen mantık dışı gerekçeler öne sürerek kendini haklılığına inandırma uğraşısına girmesi bu örselemenin en belirgin dışavurumlarıdır.

Son zamanlarda artan şekilde bunun seslendirildiğine sosyal çevremizde sıkça rastlamaya başladık. FETÖ ihanetinin bu sosyo-psikolojik yıkımı üzerinde ne yazık ki gereğince durulmadığını gözlemliyoruz. FETÖ’nün “terk edin” emrini gizli saklı değil de açıkça yerine getiren “haşhaşi köleleri” ezeli düşman Yunanistan’a iltica ederek bir başka sosyo-psikolojik operasyonun da maşası olmaya can atıyorlar. Görsel, yazılı ve sosyal medya da hemen her gün mutlaka “kaçanların” örtülü ifadeyle “vatanlarını terk edenlerin” propagandaları yapılıyor, toplumsal bellekte yukarıda belirttiğimiz algının hızla artmasına ve yerleşmesine hizmetten geri adım atılmıyor. Mahkemelerdeki yargılamalarda tek bir FETÖ militanının ağzından “Vatan, Yurt Türkiye” sözü çıkmıyor. Çünkü onlar, bu topraklara aidiyet duygusunun nasıl yok edildiğinin gözümüzün önündeki en somut örneği.

Vatanlarını terk edip, Batılı ülkelere sığınan FETÖ kölelerinin sayısal ve niteliksel durumları o ülkelerin uluslararasında Türkiye’ye yönelik antipropagandaya dönüşüyor, fısıltı gazetesiyle de boyunlarına taktıkları köle halkası gizlenerek, onlara özendirilme yalan hikayeleri sıralanarak algıda seçicilik yapılıyor. Hızla duygular kendi vatanına nefrete dönüştürülüyor. Amaçları da bu farkındalığın anlaşılmaması olduğundan, bu sosyo-psikolojik operasyonun epeyce yol aldığı gerçeğinin göz ardı edilmesinin daha vahim sosyal depremler oluşturduğu, Anadolu coğrafyasının tarihinde saklı olduğunu erbabı mutlaka biliyor. 

Topyekün ekonomik operasyonlara maruz kaldığımız bugünlerde, bu manevi operasyonu ikinci plana atan ve tedbir alınmasını engelleyen bürokratik mekanizmalar süratle elenmelidir. Özellikle yüzeysellikte sınır tanımayan, toplumun nabzını tutmak gibi bir fonksiyonu olduğunu hiç hatırlamayıp günübirlik maddi işlere yoğunlaşan diyanet bürokrasisi silkinmelidir. “Yardım toplama duyurusu değil, vatanına manevi olarak nasıl sahip çıkılacağını hatırlatan duyurularla” sosyo-psikolojik harbin önünde durmalıdır.

Unutmayalım ki “hubb-ül-vatan min-el-iman”. 1071’ tarihinden beri yaşadığımız bu topraklarda bizi ayakta tutan güç imanımız ve vatan sevgimizdir.

Ömer ADIYAMAN / ANALİZ HATTI
@omradymn

%d blogcu bunu beğendi: