Devrimin yıldönümünde Tunus’ta siyasetin yeni hatları

Tunus 2011 yılındaki Yasemin Devrimi’nden itibaren derin bir dönüşüm yaşıyor. Fakat 2011’den sonraki dönemde demokratikleşme adına elde edilen önemli kazanımlara rağmen, güvenlik ve ekonomiyle ilgili olumsuz gelişmelere ek olarak, siyasi rekabetin de giderek artması nedeniyle, Tunus’un geleceğine dair bir takım kaygılar da gündemde kalmaya devam ediyor. Bu tabloya ek olarak, Körfezin iki aktif ülkesi olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) son diplomatik hamleleri, “Körfez destekli yeni bir darbe mi geliyor” sorusunu gündeme getiriyor.

Uzlaşıyla gelen başarı ve bekleyen hedefler

Kuşkusuz Tunus Arap Baharı’nın yegâne örneği olmaya ve demokratikleşme sürecindeki başarısıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Yasemin Devrimi’nin ardından uzlaşıyla aşılan engeller, demokratikleşmede önemli gelişmeler kaydedilmesini sağladı. Böylece ülkedeki siyaset nispeten normalleşti, otoriter rejim-devlet bağı kırıldı, sivil toplum kuruluşları (STK) ülkede arabulucu/destekleyici bir rol oynadı ve krizlerin uzlaşıyla çözülmesi mümkün oldu. Bütün bunlar Tunus’ta dönüşüm sürecinin hızla kurumsallaşmasına, sokak dinamiklerinden soyutlanmasına ve görece istikrarın tesis edilmesine yardımcı oldu.

Tunus’ta otoriter direnç kırılarak, yeni aktörlerin dönüşüm sürecinde etkinleşmesinin yolu açıldı. Tunus’un başarısına arabuluculuk yaparak ve müzakere sürecine yönelerek önemli katkılarda bulunan STK’lar, hem kutuplaşmanın tarafı olmayarak ortaya çıkan krizlerin genişlemesini engellediler hem de muhalefetle hükümet arasında gerçekleşen görüşmelere kurumsal destek verdiler. Krizlerin siyasi kutuplaşmaya rağmen uzlaşıyla çözülmesi, Tunus’un başarısındaki en ayırıcı unsur. Ne Nahda Partisi ne de laik muhalif partiler siyasi krizi tek başlarına çözecek ve karşı tarafı siyasi sürecin dışına itebilecek güce ve kapasiteye sahip. Bu durum önümüzdeki dönemde de geçerli olmaya devam edecek. Dolayısıyla çözümsüzlük tüm tarafların kaybetmesi riskini artırırken, uzlaşıyı da tüm tarafların kazandığı bir seçenek haline getiriyor.

Her ne kadar Tunus’ta 2011 sonrası demokratikleşme sürecinde kayda değer başarılar elde edilse de, ekonomik gelişme siyasi başarıların gerisinde kaldı. 2010-2011 ayaklanmalarının en önemli nedenlerinden biri olan ekonomik refah talebi hâlâ karşılanabilmiş değil. Ülkenin güney ve iç kesimleriyle kıyı kesimini birbirinden keskin hatlarla ayıran bölgesel gelişmişlik farkı, ülkenin en acı sosyoekonomik gerçeği olmaya devam ediyor. İşsizlik sorunu, 2011 sonrası siyasi krizlerle ve artarak devam eden terör saldırıları dalgasıyla daha da derinleşti. Yapılan kamuoyu yoklamalarında, gençler arasında geleceğe yönelik umutsuzluk oranın arttığı görülüyor. Ülkenin eğitimli nüfusu arasında beyin göçü ciddi boyutlara ulaştı. 2011’den itibaren 100 bin Tunuslu daha iyi şartlar bulmak umuduyla ülkeyi terk etti. Benzer bir eğilim radikalleşme konusunda da görülüyor. Tunus hâlâ bölgedeki “yabancı terörist savaşçı”ların kaynak ülkeleri arasında birinci sırada.

Sonuç olarak, geçtiğimiz sekiz yılda sosyoekonomik talepler hâlâ karşılanabilmiş değil. Radikalleşmeyi arttırması, sokak siyasetini yeniden tetiklemesi ve siyasi partilere olan güveni azaltması gibi bir dizi yakın etkisiyle beraber düşünüldüğünde, ekonomideki bu başarısızlığın demokratikleşme sürecini tersine çevirebilme potansiyeli bulunuyor. Tüm bunlar Tunus’un dönüşümü için hâlâ anahtar niteliğinde.

Nahda’nın dönüşümü

Nahda Partisi ve lideri Şeyh Raşid Gannuşi, Bin Ali iktidarının sona ermesiyle başlayan yeni siyasi dönemde en çok konuşulan ve tartışılan siyasi aktörlerden biri haline geldi. 2011 sonrası dönemde muhalefetten iktidara dönüşen Nahda, seçimlerin ardından kurulan tüm koalisyon hükümetlerinde yer aldı. Tunus’un diğer muhalif siyasi partileri gibi iktidar deneyimi olmayan, devlet kurumları ve elitleriyle sınırlı ilişkilere sahip olan Nahda için 2011 sonrası gelişmeler, büyük bir dönüştürücü etkiye sahip oldu. Her iki seçimde de büyük bir başarı elde eden, fakat tek başına hükümet kuracak yeterli sayıya ulaşamayan Nahda Partisi, iktidara “uzlaşmacı” mesajlar vererek yükseldi. İlk dönemde merkez sol parti olarak bilinen Cumhuriyetçi Kongre Partisi ve sol parti olan Tekatül Partisi ile bir araya gelerek koalisyon hükümetlerinde yer alan Nahda Partisi, 2014 seçimlerinin ardından da Nida Tunus ile koalisyon hükümeti ortağı oldu. Seçim zamanı oluşan ideolojik kutuplaşma seçimlerin ardından aşıldı ve böylece bölgede oldukça istisnai bir durum ortaya çıktı.

Nahda karşılaştığı tüm siyasi kriz ve zorluklarda çözümü, ülkenin diğer siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerinin dahil olduğu uzlaşı çabalarında aradı ve buldu. Anayasa yazım sürecinde ortaya çıkan gerilimlerden siyasi suikastların neden olduğu siyasi krizlere, Nida Tunus ile arasında ortaya çıkan ideolojik kutuplaşmadan bürokrasinin kendisine gösterdiği dirence kadar bir dizi zorlukla karşılaşan Nahda’nın uzlaşmacı tavrının, ülke kaderinde çok önemli bazı etkileri oldu. Öncelikle Nahda ülkenin Mısır gibi otoriter restorasyona savrulmasını engellendi. Ayrıca devlet bürokrasisinde karşılaşılan dirence rağmen, Nahda bu dönemde bürokrasinin elitleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye özen göstererek imaj sorununa yönelik olumlu adımlar attı. Bin Ali döneminde birleşik şekilde faaliyet gösterdiği dini vakıflar ve sosyal alanda faaliyet gösteren kuruluşlarla yollarını ayırarak kendini yeniden tanımlayan Nahda, “muhafazakar” parti tanımlaması içinde bir yeniden yapılanma çabasına girdi ve formel siyaset içinde, bölgedeki örneklerinden ayrı bir siyasi yol çizdi. Böylece Tunus siyaseti içinde (özellikle Mısır darbesi sonrasında ortaya çıkan) marjinalleşme sorununu da çözmüş oldu.

Körfez’in Tunus atağı

Nahda Partisi her ne kadar ülke içinde başarılı bir siyaset izlese de, bölgedeki gelişmeler nedeniyle hâlâ bazı bölgesel aktörlerin “istenmeyenler listesi”nde olmaya devam ediyor. Özellikle 2018 yılı içinde Kartaca görüşmeleriyle hükümet krizinin yeniden alevlenmesi, bu bölgesel aktörler için Tunus’ta yeni fırsatlar ortaya çıkardı.

2014 seçimleri sırasında Nida Tunus’un siyasi söylemi Nahda karşıtlığı üzerine kurulmuştu. Ancak seçimlerden sonra tek başına hükümet kuramayan Nida Tunus Nahda ile masaya oturdu ve 2014 sonrası süreçte de koalisyon ortağı oldu. Bu dönemde Körfez ülkelerinin yardım taleplerinin Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi tarafından reddedildiği basına yansımıştı. Fakat aradan geçen dört senede Nida Tunus içindeki siyasi liderlik çekişmesi derinleşti; Cumhurbaşkanı Sibsi’nin halefi olarak Nida Tunus’un başına getirilen oğul Hafız Kaid es-Sibsi partisinden arzu ettiği desteği bulamadığı gibi, 2019 seçimleri öncesinde partide ciddi kopmalar gerçekleşti. Siyasi gerilim hattının, mevcut uzlaşı hükümeti başbakanı Yusuf Şahid ile Nida Tunus Genel Başkanı Hafız Kaid es-Sibsi eksenine oturması, meselenin parti içi rekabeti aşarak hükümet sorununa dönüşmesine neden oldu. Nida Tunus’taki kopmalara bakarak, mevcut başbakan Yusuf Şahid’in 2019 seçimlerinde beklenmedik bir başarı elde ihtimalinin varlığından bahsetmek mümkün.

Hal böyle olunca, Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi’nin gerçekleştirdiği son diplomatik görüşmeler daha dikkat çekici hale geliyor. Mısır’daki 2013 darbesine verdiği destekle de tanınan Mısırlı milyarder Necib Saviris 19 Kasım’da Cumhurbaşkanı es-Sibsi’yi “Tunuslu bir çok kurumla ortaklıklar kurmak için” Kartaca Sarayı’nda ziyaret etti. Elbette bu ziyaret Tunuslu pek çok STK ve siyasi aktör tarafından tepkiyle karşılandı. Yaklaşık on gün sonra ise Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Tunus’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret de hem medyada hem de sokakta büyük bir tepki gördü. Tunus medyası, ziyareti Kaşıkçı cinayetinin ardından Tunus demokrasisinin hedefe oturtulması üzerinden manşete taşıdı. Çok sayıda STK da Selman’ın ziyaretini protesto etti ve yayınlanan ortak bir bildiride bu ziyaret “Tunus’a demokrasi ve ifade özgürlüğü getiren Arap Baharı ilkelerine bir saldırı” olarak nitelendi. Ancak tüm bu tepkiler, Cumhurbaşkanı es-Sibsi’yi Suudi kraliyet ailesine övgüler düzmekten, Selman’ı “oğlu gibi gördüğünü” ifade etmekten ve iki ülke arasında “çok özel bir ilişki” olduğunu söylemekten alıkoymadı.

Cumhurbaşkanı es-Sibsi’nin Mısır ve Suudi Arabistan ile yakınlaşması, 2019’un başında gerçekleştirilmesi planlanan meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte değerlendirdiğinde, pek çok soru işaretini de beraberinde getiriyor. Halihazırda Tunus’ta, es-Sibsi’nin yaz aylarından itibaren seçimleri ertelemeye çalıştığı bir sır değil. Bu çerçevede Fransa, İtalya ve ABD’nin desteğini almaya çalıştığı da biliniyor. Ancak son gelişmeler ışığında, es-Sibsi’nin ülkedeki siyasi geleceğini korumak adına, oğluyla birlikte daha tehlikeli maceralara atılma ihtimalini de gündeme almak gerekeceğe benziyor.

Nebahat Tanrıverdi Yaşar

[Tunus, Libya ve Mısır konularında serbest araştırmacı olarak çalışan Nebahat Tanrıverdi Yaşar Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir]

%d bloggers like this: