Başbakan kamu bankaları yüzünden Cumhurbaşkanı ile ihtilaflı mı?

Türkiye tarihinin en derin ve özellikli dönemlerinden birinden geçiyor. Gezi kalkışmasından bu yana oyunları gören, bozan ve oyun kuran tek isim var : Cumhurbaşkanı. Her türlü kumpasa ve çoğu zaman yalnız bırakılmasına rağmen yılmayan ve ülkeyi ateş çemberinden çıkaran tek isim.

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle son yıllarda kaderi dış düşman karşısından milleti uyanık tutmak ve ortak hedefe odaklamak için mücadele etmek oldu. Bu süreçte onu en çok yoran ise muhtemelen çevresinin ve yol arkadaşlığı yaptığı isimlerin hataları oldu. Gezi kalkışmasında dönemin Cumhurbaşkanı Gül’ün onu yalnız bırakan söylemlerini hatırlayın. Bülent Arınç’ın Gezicilere göz kırptığı ve Ak Parti içerisinden aykırı seslerin çıktığı o günler çok da uzak değil. Ama Recep Tayyip Erdoğan iradesini ortaya koyup millete güvenerek o saldırıyı bertaraf etmişti.

Sonra 17-25 Aralık darbe girişimi ve sonra darbeye kadar giden o çalkantılı dönem. Bu dönemde en büyük sıkıntıları yaşadığı devrelerden biri de Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığı dönemi olmuştu.

İlk başlarda Reis’in seçtiği ve Reis’le yok arkadaşlığına kararlı bir isim gibi görünen Davutoğlu kısa süre sonra ayrı bir stratejiye sahip olduğunun işaretlerini vermeye başlamıştı. Hükümette ve partide ayrı bir güç oluşturma ile başlayan bu süreç bir süre sonra önemli birçok konuda Cumhurbaşkanına rağmen veya Cumhurbaşkanına zıt politikaları ısrarla savunma ve uygulamaya dönüşmüştü.

Davutoğlu’nun bu garip hali zamanla iyice ayyuka çıkan gerilimleri de beraberinde getirmişti. O dönemde analizlerimizde bu gidişin mutlaka bir yerde iplerin koparacağını ısrarla yazmıştık. Davutoğlu’nun en önemli hatalarından biri de ekonomi politikalarında adeta Cumhurbaşkanına isyan bayrağını açmasıydı.

Davutoğlu en zorlu zamanlarda Londra ve New  York gibi küresel merkezlerinde, Davos toplantılarında açıkça “Siz Cumhurbaşkanına bakmayın, ekonomiyi biz sizlerle aynı frekansta görüp yönetiyoruz” mesajı veriyordu. Ali Babacan, İbrahim Turhan ve aynı ekol isimlerle kendince ekonomi üzerinden “Cumhurbaşkanından farklı bir aktör olduğunu” ispat için çalışmalar yürütüyordu. Sonucu hepimiz biliyoruz.

Binali Yıldırım dönemi ise o zorlukların geride kaldığı bir dönem oldu. Uyum sağlandı, hız kazanıldı. Önemli hamleler yapıldı. Referandum sorunsuz geçildi.

Ancak ne olduysa son dönemde bu uyumun bozulma riskinin ortaya çıktığına dair güçlü bir kanaat yaygınlaştı. Son günlerde bu algı daha da güçlenmeye başladı.

Anlaşılan o ki temel mesele ekonomi. Özellikle de kamu bankaları.

Yaygın görüş ve kulis bilgisi şu : Cumhurbaşkanı geçen yıl kamu bankalarının yönetiminde kapsamlı ve radikal bir değişiklik yapacakken Başbakan Yıldırım müdahale edip zaman istemiş. Özellikle bir ismi bir süre daha tutmak üzere konuşmuş. Aradan geçen bir yıl içerisinde ise kamu bankalarının istenen performanstan çok uzak olduğu görülmüş.

Şimdi birkaç hafta içerisinde yapılacak kamu bankaları genel kurulları önemli bir test işlevi görecek görünüyor. Cumhurbaşkanın açıkça faiz lobisi ile bağına dikkat çekip milletin karşısında şikayet ettiği kamu bankalarının aynı yönetim kadrolarıyla devamı nerdeyse imkansız. Cumhurbaşkanı bu derece açık ve sert bir söylemden sonra neşteri vurmazsa ortaya çok garip bir durum çıkar.

Ankara’da bir görüşe göre kamu bankaları genel kurulları Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında ipleri iyice gerebilir. Bu elbette istenmeyen senaryo.

İkinci, ve daha güçlü ihtimal ise, Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın başta olmak üzere kamu bankalarında radikal bir değişim yapılması.

Önümüzdeki günlerde bu sorular cevap bulacak. En azından şunu belirtmek lazım : Binali Yıldırım göreve geldikten bu yana ilk kez bu denli yoğun bir gerilim havası görülüyor. Artık mızrak çuvala sığmıyor.

Bu sorunların aşılacağını ve tekrar ilişkilerin rayına gireceğini umalım. Yoksa bir kar tanesi çığa da dönüşebilir. Nisan ayına dikkat!

Ömer ADIYAMAN / ANALİZ HATTI
@omradymn 

%d bloggers like this: