Ahmet Davutoğlu ve benzeri isimlere ‘Devlet’ ve ‘devlet aklı’ tavsiyesi!

“Edirne’den Kars’a kadar” sözüyle, Anadolu coğrafyasında yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırlarını çizeriz. Hür ve bağımsız “devlet” olarak yaşıyoruz. Devlet kavramını, toplumsal bilincimizde ilkokul başlangıcından itibaren öğrenmeye başlarız. Sonra da kaderimizle birleştirir, “Allah, devlete millete zeval vermesin.” deriz. Devlet, bizim zihnimizde, içinde sayısız şahsiyetlerin bulunduğu büyük bir organizasyon olarak hayatımızı sürdürmemizi sağlayan manevi bir şahsiyet şeklinde yer eder. Yaşadığımız sürece de devletimizin amacını vicdanımızda ararız. Bu düşüncenin örselenmesinin doğurduğu acıları, tarihimizin geçmiş dönem yapraklarında okumuş olmamız, bizi hep ayakta tutar. Çünkü devletimizin temelleri, bizim vicdanımızdır. Onun geleceği ve sağlamlığı buna bağlıdır. Vicdanımızda unutmayacağımız gerçek, devletimizin temelinde şehit kanlarının bulunmasıdır. 

İnsan yaratılışı gereği diğer varlıklardan zekidir. Vicdan, onu daha da ayrıcalıklı kılmıştır. Vicdanın olmadığı yerde, zeka da insanı ayrıcalıklı yapmak işlevinden uzak düşmeye başlar. Bizi bu topraklarda yüzyıllardır ayakta tutan, vicdanımızdan son nefesimize kadar yaşattığımız devlet fikridir. İşte bundan dolayıdır ki bütün “maddi ve psiko-sosyal saldırılara” karşı koyma gücümüz eksilmiyor. 

“Devlet adamı” nitelemesini de herkese vermeyiz. Vicdanındaki ortak değerlerde yer alan maddelere uygunluğuna göre, kişileri bu sıfata layık görürüz. Devlet adamı iktidarda olunur diye bir kayıt yoktur. Devlet adamı, her şeyden önce bir mesuliyet şuurudur. İktidarda devlet adamı olunur, muhalefette olunmaz diye bir kural, sadece aldatmadan ibarettir. Bu bir anlayış meselesidir. Bunun toplumun bütün katmanlarında karşılık gördüğünü akıldan çıkarmak, çok büyük bir kandırmacadan ibarettir. Şu gerçek, uzun zamanlar ve kuşaklar da geçse değişmez: Türk Milleti kanını ve gözyaşını dökerek öğrendiği bilgileri hiç unutmaz. Onun için devlet, sadece maddi varlığının değil, “ iki cihandaki mutluluğun” garantisidir.

Bizim temel vasıflarımızdan biri de mesuliyet duygumuzdur. Bunun üst düzey idari mevkilerde bulunanlara görünürlüğü toplum nezdinde çok önemlidir. Onlar, manevi devletin somut temsilcileridir. Orada görev yapmalarının şuurunda olmaları beklenir daima. Dikkate almayanların ya da önemsemeyenlerin vicdanlarının sesini dinlemedikleri, nefislerinin çıldırtıcı cazibesine kapıldıklarına hükm olunur. 

Devlete güveniriz. Devletimizin hafıza kaydı sağlamdır. Orta Asya’dan beri süregelen kayıt geleceği, hiçbir dönemde aksamamıştır. Harplerde, bile bu konuda bir laubalilik görülmemiştir. Devlet geleceğimiz, insan hafızasının unutmakla malül olduğunu bildiğinden, kayıtlarını sağlam tutar. İnsan unutur ancak kayıtlar unutmaz. FETÖ’nün unuttuğu, küçümsediği bu gerçekti. 

Devletimiz, kerimdir ve koruyucudur. Ona el kadıranları bilir. O el kaldıranların kandırdıklarını da bilir ve ayırt eder. Nadim ve pişman olanları, sadakatlerini göstermeleri için tekrar kucaklar. Yalnız, elebaşlarını ve somut belge ve görüntülerle tespit edilen hainleri hiçbir zaman affetmez. Tarihimizin yapraklarını çevirdiğimizde nice örnekler önümüze çıkar. Burada hatırlatmamız yeterlidir. 

Bizim, “devletsiz, vatansız” yaşayamayacağımız da şuurumuzda kodlanmıştır. Bunu silemeyiz. Bugün dışarıya giden ya da şuursuzca uzaklaşanlar da bunun ızdırabını her anlarında hissederler. Gönül acısıyla “Ah, vatanım” diyemeyenler affedilmez. Diyenlere ise devletin kucağı açıktır hep. 

Devletimiz idareciyi her zaman kontrolde tutar, kişi farkında olmadan. Bu da ayrı bir özelliğidir, dikkate alınmayan. İdareciler de bunu hatırlarından çıkarmazlar. Şu hatırlatma ile tarihe not düşelim: Paris’te yıllarca tarih ve siyaset tahsil ettiği için siyasetin ne olduğunu iyi bilen Yahya Kemal, milletinin kaderinde, siyasi bir rol oynamaya niyetli değildi. Daha ittihat ve Terakki devrinde, eski Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya şunları söylemişti: “Zat-ı alinizi temin ederim ki ben vatanımı idare etmeye haris değilim. Vatanımın başına geçirilmek teklifine maruz kalsam bile, bu şerefi uhdeme almayı kabul etmem. Yeryüzünde yegane emelim, milletimin lisanında, istediğim gibi birkaç manzume vücuda getirmektir.”

Bizim de derdimiz budur. İdare değil şuurlu vatandaş olarak ikazlarda bulunmak, hatırlatmak ve kayda geçirmektir. 

Son olarak devletin kayıtlarından bir örnek ile analizimizi sonlandıralım: Devletin milyonlarca doları ile FETÖ militanlarını yurtdışında Yüksek Lisans yapmaları için devlet olanaklarını kullanan ‘Davutoğlu” devlet aklından bahsedip sayfalarca yazı ile günah çıkarmaya başlamış. Bu senfoniye art arda katılan halı hazırda görevde olan birçok isim-isimler var. Bunlara diyoruz ki; devlet aklından bahsetmek için önce devletin hafızasında sizinle ilgili yer alan suç kayıtlarınızı bir gözden geçirin. Devlet uzun bir yolun yolcusudur. Kimi ne kadar yol arkadaşı yapacağını, kimi ansızın yolda bırakacağını çok iyi bilir. Kıymet bilmeyeni bırakır; oyun oynayanı yoldan atar; yola ihanet edenin yolunu şaşırtır. 

Ömer ADIYAMAN
@omradymn  

%d bloggers like this: